|
1)Sesini duyduğunuz anda avuçlarınız terlemeye, kalbiniz deli gibi çarpmaya başlıyorsa… Bu AŞK değil HOŞLANMAKTIR!
2)Ellerinizi ondan çekemiyor, sürekli dokunmak, sarılmak istiyorsanız… Bu AŞK değil ARZULAMAKTIR!
3)Yanınızda bir tek o olduğu için onu istiyorsanız… Bu AŞK değil YALNIZLIKTIR!
4)Herkes onunla olmayı beklediği için onunlaysanız… Bu AŞK değil SADAKATTIR!
5)Size sıcak, yakın davrandığı için onunlaysanız… Bu AŞK değil KENDİNE GÜVENSİZLİKTİR!
6)Üzülmesini istemediğiniz için sadece onunlaysanız… Bu AŞK değil ACIMAKTIR!
7)Ona değer verdiğiniz için hatalarını hoş görüyorsanız… Bu AŞK değil ARKADAŞLIKTIR!
8)Bütün gün ondan başka hiçbir şey düşünmediğinizi ona söylüyorsanız… Bu AŞK değil KOCA BİR YALANDIR!
9)Onun iyiliği için kendinizden çok şey feda edebiliyorsanız… Bu AŞK değil YARDIMSEVERLIKTIR!
10)Ama eğer… O üzgünken sizin de kalbiniz acıyorsa… İşte bu AŞKTIR!
11)Tarif edemediğiniz bir çekim yüzünden ondan bir türlü kopamadığınızı düşünüyorsanız…
İşte bu AŞKTIR!
12)O herkese güçlü görünmesine rağmen içindeki zayıflığı hissedebiliyorsanız… İşte bu AŞKTIR!
13)Onu koklamaya, onu öpmeye doyamıyorsanız…
İşte bu AŞKTIR!
14)Başkalarını da çekici bulmanıza rağmen hiç pişmanlık duymadan onunla kalmaya sonuna kadar devam edebiliyorsanız… İşte bu gerçek AŞKTIR...
Arkadaş Sevgili
İnsan bazen arkadaşlarına sevgili gibi davranıyor. Sahipleniyor, kıskanıyor ama gırtlağına çökmeden. Tatlı tatlı flört ediyor ama sınırları aşmadan. Birlikte gülmekten ölüyor, çok ama çok eğleniyor, dağıtıyor, yerlere düşüyor, gecenin cılkını çıkartıyor ama o arkadaş ya, sevgili değil ya, hiç sorun olmuyor. Her şeyi konuşuyorlar, pek fazla sansür uygulamıyor, sürekli anlatıyorlar, fazlasıyla ilgili oluyor; kulaklarını kocaman kocaman açıp, dinliyor. En önemlisi de büyük bir coşkuyla sonsuza kadar yapılan işler üzerine konuşabiliyorlar, çünkü iş paylaşılabiliyor, birlikte benzer işler üretiliyor. Müthiş bir keyifle dedikodu yapabiliyor, hatta kendi karısını, kocasını, sevgilisini bile çekiştirebiliyor. Arkadaşlık, bu açıdan insanın hayatını idame ettirebilmesi için büyük bir avantaj oluyor.
Ama insan sevgilisine her zaman arkadaş gibi davranamıyor. Bir kere, eleştiriler, haliyle bu kadar net dile getirilemiyor. Sevgiliyle bir arkadaşla konuşulduğu gibi her zaman rahat da konuşulamıyor. Tehlikeli sularda dolaşmaktan kaçınmak gerekiyor. Çünkü sonuçları var bunun, bedelleri var bunun, ödemek gerekiyor, burnundan fitil fitil getirebilir, dikkatli olmak gerekir, çünkü sevgililik onuru yaralanıyor. İnsan, sevgiliyken, evliyken çok daha hassaslaşıyor. En küçük şeye bile ''Bana bunu nasıl yapar?'' oluyor. Oysa arkadaşının kaldırabileceği sınırlar çok daha geniş. İnsan her zaman sevgiliyi dinlemek de istemiyor, tüm gün başka insanları dinlemiş olduğundan yorulmuş oluyor, gına gelmiş oluyor. Ya da karşındaki seni dinlemek istemiyor. Eve bir sessizlik çöküyor, ''Tetiği ilk kim çekecek?'' diye gergin bir bekleyişe giriliyor. Bir de tabii sevgiliyle ya da kocayla sabahlara kadar zıplanıp eğlenilemiyor. Kalabalık içinde işin içine başkalarının ne düşüneceği girdiğinden gerilim artıyor, ''biz''i düşünmekten ''ben'' karam bole gidiyor.
Sevgiliyle başka bir koza yaratılıyor, o koza içine giriliyor, hiç itirazım yok, o da güzel ama ayrı kategorilerdeki ilişkiler gibi sanki: Arkadaş olunca başka şeyler paylaşılıyor, sevgili ya da evli olunca başka şeyler paylaşılıyor. Bana en iyisi, en güzeli bu iki kategoriyi birleştirebilmek gibi geliyor. Bunun ideal bir şey olduğunu düşünüyorum: Arkadaş-sevgili olabilmek. Hem arkadaşın hem sevgilin gibi olabileceğin biri, hem arkadaşlığı hem sevgililiği paylaşabileceğin biriyle üretmek, gülmek, ağlamak, konuşmak, çekiştirmek çok daha heyecan verici geliyor. Kolay bir şeyden söz etmiyorum tabii. Arkadaş gibi zamanı geldiğinde geri çekilebilmek, uygun düştüğünde de sevgili gibi saldırabilmek, bu iki rolü birbirine karıştırmadan oynayabilmek her baba yiğidin harcı değil. Ama yapabilenler de yok değil. Yapabilenler mutluluğu ve güzellikleri yakalayabiliyorlar zaten.
ARALIKTA YAĞMUR YAĞDIĞINDA
Sana sımsıkı sarılmak istiyordum... Ah bir görsem, bitirsem içimdeki özlemini bu kadar zor gelmeyecekti senden, sevginden vazgeçmek... Nasıl olsa alışkınım ya seni görmemeye, galiba böyle de başarabilirim...
"Ama eğer hissedersen hayatından çekildiğimi bana sana geri dönmemem için şans dile... " Neler yazmak istiyorum sana bir bilsen, tek yapabildiğim yazmak olduğundan yine yazıyorum işte! Seni daha önce de yazmıştım ama bu kez bir daha yazmamak üzere, seni beynimde, içimde bitirerek yazıyorum, yada bitirmek isteyerek... Ne kadar sürer bilmiyorum ama ben senden, sevginden vazgeçmek istiyorum. Yine senden habersiz...Ben seni severken de senden habersiz sevmiştim. Belki de kendimden bile habersiz... Dünyaları etrafında döndürmek isteyen bir kalbi bilerek isteyemezdim. Kendimden ve senden habersiz "bir tanemmm" olmuştun sen...Öyle ya; Sen bir taneydin; Eşin benzerin yoktu yeryüzünde, Yoktu Sen Kadar Güzel Güleni, Sen BAL'ımdın! Yaşanmamış ve yaşamamış olsam bile Sen Özel'din... Aşk Özel'di.... "Yağmurda Aşk Başkadır" diyenlere gülüyordum ama bende yağmurda üşüyen ellerini severek başladım seni sevmeye...Aralık'tı... İstiklal'e hiç o kadar güzel yağmur yağmazdı.... Önce aldırmadım seninle güzelleşen her şeye...Sonra tüm parfümeri dükkanlarını aşındırıp kokunu ararken anladım seni deliler gibi özlediğimi... Ne kadar gerçeksen o kadar yalandın... Ve ben her seferinde en baştan başladım...Yeniden bir sondayım ama bu kez yeniden başlayacak gücüm yok... Ben senden vazgeçmek istiyorum! Herkes gibi biri olmanı yada hiç kimse olmanı istiyorum...Sesini duymak için telefonlara sarılmaktan vazgeçmek, ismini duyduğumda içimin titreyip,gözlerimin dolmasından kurtulmak istiyorum...Senin benim için herhangi biri olman ne kadar zor bir bilsen...Zaten kolay olan ne vardı ki benim için;Sanki seni öldürmemle sevmem ararsında hiçbir fark yoktu....Ve ben hep sevgim yüzünden cezalıydım...Hiç sonu olmayan bir yolda seninle yürümek,yeni çıkan filmleri birlikte izlemek, saatlerce sana sarılı kalmak,sadece ama sadece bir kez olsun sana sarılıp uyumak, bir sabah gözlerimi açtığımda yanımda seni bulmak isterken, sen sevgimle utanmamı sağladığın için galiba gerçekten "bir taneydin"! İşte bu yüzden imkansızlığına hep inandım! Ben yalnız kalıp seni düşünmeyi deli gibi sever olduğumda, sen benim her şeyim olduğunda ben senin için hiç yoktum...Bu yüzden yalnızlıklarım, ağlamalarım, özlemlerim canını hiç acıtmadı.Benim tarafımdan sevilmek belki de hayatında önemseyeceğin en son şeydi... Keşke kendi dünyamda bir zamanlar seni sevgimden hiç bahsetmeseydim Sen beni hiç sevmedin! Ben Seni Seviyorum dediğimde Seni Seviyordum! Ben Seni Özlüyorum dediğimde Seni Özlüyordum. Ben Senin İçin Ölürüm Dediğimde ben senin özleminden zaten ölüyordum... Ve Ben Şimdi Senin Hayatından Gidiyorum! Ne zaman Aralık'ta bir yağmur yağsa, ben İstiklal'de ıslanıyor olacağım,Ne zaman bir parfümeriye girsem hala kokunu arıyor olacağım, Ne zaman bir havuz görsem, kenarında oturup seni bekliyor olacağım demiştim... Başaramadım... Ben Kaybettim... Sen Kazandın! Artık sesimi duymayacaksın... Sana sımsıkı sarılmak istiyordum, kokunu içime yıllarca bana yetecek kadar çekerek, sana sımsıkı sarılmak istiyordum.... Gelmedin! Gelsen yapabilir miydim bilmiyorum...Ben artık gidiyorum Bal'ım... Eğer hayatından çekildiğimi hissedersen, bana sana geri dönmemem ve seni yeniden deliler gibi sevmemem için şans dile... Ve Lütfen, Aralık'ta yağmur yağdığında İstiklal'e gelme....
Mehmet Coşkundeniz
BEKLEYİŞİN ÖYKÜSÜ
Günler güz yaprakları gibi birer bir er dökülürken ayaklarımın Dibine ben her gece karanlığa dikip gözlerimi senin aydınlığını bekledim. SEN YOKTUN... Binlerce adim attım bu kentin sokaklarında her köseyi her parkı her ağacı ezberledim. Sevdaya bulanmis her kaldirim tasinda senin adini aradim. SEN YOKTUN... Evlerin duvarlari birer bir er üzerime yikildi her bir hücremin acisini ta yüregimde hissederken beni enkazin altindan çekip alabilecek elini aradim. SEN YOKTUN... Özlem sarkilarini ezberledim. Kimini bagira çagira kimini fisiltiyla söyledim. Karanliga haykirdim hasretini sesimi duyacaksin diye bekledim. SEN YOKTUN... Senden gelecek tek bir haberi bekledim saatler asir gibi geldi geçmedi. Çalan her telefonu yüregimin deli gibi çaglayana dönen atislariyla açtim. Senden baska duydugum her seste hep ayni hayal kirikligini yasadim. Onlar beni duymak istiyordu. Ben ise seni. SEN YOKTUN... Seni aramaktan yorgun düsmüs bedenimi karanligin kucagina uzattim her gece bir an önce sabah olsun diye uykunun beni çekip almasini istedim. Olmadi! Kaç gece sabahi ettim gözlerimi kapamadan kaç gece merdivendeki ayak seslerini dinledim gelen sensindir diye. SEN YOKTUN... Her yagmurla birlikte hüzünde yagdi bu kentin üzerine. Bulutlar yalnizligin isaretiydi benim için. Beni islatan yagmur olmadi. Ben senin özleminle sirilsiklamdim her mevsim. Hayat bana merhaba dedi. Uzun kistan sonra gelmez dedigim göçmen kuslarin dönüsünü gördüm. SEN YOKTUN... Denizin sonsuz maviligine umut bagladim kiyilarda fark ettim bekleyislerimi. Hep sensiz gemiler geçti limandan. Ben gemicilerin hasret türkülerine eslik ettim. SEN YOKTUN... Gözümden tek bir yas akmadi. Onlar sana aitti. Sana kalmaliydi. Kimselere söyleyemedim acilarimi bekleyisimin öyküsünü kimselere anlatamadim. Nice firtinalar koptu yüregimde dalgalar dövdü hayallerimi. Siginacak bir liman yaslanacak bir omuz aradim. SEN YOKTUN...
BEN SADECE Bİ SEVENİM
Öylesine bi günde öylesine sırf değişiklik olsun diye öylesine bi yaşama girdiğinde bazı şeyleri değiştirmeye başladığının farkında mıydın acaba?Yıkıntıların altındaki çaresizce ve sessizce ağlayan sesime yönelip beni yıkıntıların arasından çekip çıkarttığında ve ellerimden tutup ayağa kaldırdığında yaşamamın artık eskisi gibi olmayacağının bilmem farkında mıydın?Hayatımdaki en önemli insanlar listesine girdiğinden beri çalıcak telefonunu kaçırmamak için telefonu sabaha kadar açık tuttuğumun bilmem farkında mısın?Seni başkalarıyla geçirdiğin zamanlarda benden çalınan her saniyen ve gittikçe azalan zamanımızın karşısında nasıl kahrolduğumun ve içimin beni nasıl kemirdiğinin seninle fazladan geçireceğim saatlerim için nasıl umutsuzca çareler aradığımın ve beni senden ayıracak o gün gelmesin diye nasıl da dualar ettiğimin bilmem farkında mısın? Sabahları seni her gördüğümde içimin nasıl ısındığının,yüzümün nasıl ışıldadığının,gözlerimin nasıl parladığının bilmem farkında mısın? Senin kokunu her içime çekişimde nasıl eriyip kahrolduğumun, kaybolduğumun,sözlerinde benim için sevgi dolu birşeyler duymaya çabalarken nasılda ümitlendiğimin gözlerinde bana ait birşeyler bulmaya çalışırken kendimi onların içinde nasılda kaybettiğimin bilmem farkında mısın?Her sabah birlikte kahvaltı yapabilmek için bilerek geçiktiğimin ve seninle geçireceğim bir kaç fazla dakika için içtiğim çayların bilmem farkında mısın?Seni paylaşmak zorunda kaldığım insanlardan birinin sevdiğim bi arkadaşım olmasının bana nasıl bir acı verdiğinin ve onun bakışlarının seninle dolup taştığını gördüğümde nasıl kahrolduğumun bilmem farkında mısın?Sana kalbimi altın bi tepside sunduğumun ve hayatımı sana adadığımın sonsuza kadar senin yanında olmaya hazır olduğumun bilmem farkında mısın?Bilmem ki farkında mısın galba ben... İmza ne yazık ki farkında olmadığın ben.Ben kim miyim???SADECE Bİ SEVEN...
Cd ci kız...
Annesi.. Bir de kendisi.. O kadardı bütün hayati. Bir gün fena halde sıkıldı, dayanamadı, attı kendini sokağa.. Bir yığın vitrinin önünden geçti... Tam bir cd satan dükkânı da geride bırakmıştı ki, bir an durdu. Geri döndü, kapıdan içeri, gözüne hayal meyal takılan genç kıza bir daha baktı. Kendi yaslarında harika bir genç kızdı tezgahtar... Hani ilk bakışta ask derler ya, öyle takılıp kalmıştı iste...İçeri girdi...Kız gülümseyerek koştu ona.. "size nasıl yârdim edebilirim" diye. Nasıl bir gülümsemeydi o. Hemen oracıkta sarılıp öpmek istedi kızı. Kekeledi, geveledi, sonra "evet" diyebildi... Rasgele bir plağı işaret ederek... "evet...Su cd'yi bana sarar mısınız?.." kız cd'yi aldı, içeri gitti. Az sonra paket edilmiş geri geldi. Aldı paketi, çıktı dükkandan, evine döndü, açmadan dolabına attı... Ertesi sabah gene gitti ayni dükkana... Gene bir cd gösterdi kıza, sardırdı, aldı eve getirdi, attı paketi dolaba, gene açmadan... Günler hep alınıp sardırılan cd'lerle geçti... Kıza açılmaya bir türlü cesaret edemiyordu. Annesine açıldı sonunda... Annesi "git konuş oğlum, ne var bunda" dedi... Ertesi sabah bütün cesaretini topladı. Erkenden dükkana gitti. Bir cd seçti. Kız gülerek aldı plağı. Arkaya gitti, paketlemeye. Kız içerdeyken bir kağıda "sizinle bir gece çıkabilir miyiz" diye yazdı, altına telefon numarasını ekledi, notu kasanın yanına koydu gizlice. Sonra paketini alıp kaçtı gene dükkandan... İki gün sonra evin telefonu çaldı... Anne açtı telefonu... CD dükkânındaki tezgâhtar kızdı arayan... Delikanlıyı istedi. Notunu yeni bulmuştu da. Anne ağlıyordu. "duymadınız mı" dedi... "dün kaybettik oğlumu.." Cenazeden birkaç gün sonra, anne oğlunun odasına girebildi sonunda... Ortalığa çeki düzen vermeliydi. Dolabı açtı.. Oraya atılmış bir yığın açılmamış paket gördü..paketleri aldı, oğlunun yatağına oturdu ve bir tanesini açtı.. İçinde bir CD vardı, bir de minik not. "merhaba. Sizi öyle tatlı buldum ki.. Daha yakından tanımak istiyorum. Bir aksam birlikte çıkalım mı? Sevgiler.. Jacelyn!." Anne bir paketi daha açtı.. Onda da bir CD ve bir not vardı.. "siz gerçekten çok tatlı birisiniz, hadi beni bu gece davet edin, artik. Sevgiler. Jacelyn!.."
CENK KORAY-OĞULA SESLENİŞ
Sizin hiç canlı canlı kolunuzu kestiler mi? Hiç elinizi uzattınız mı ocakta yanan ateşin üzerine? Demir tokmakları, başınıza başınıza indirdiler mi iri yarı adamlar? Gözü dönmüş birileri kırdılar mı parmaklarınızı? Tel örgülere takıldı mı sırtınız yerlerde sürünürken? Birisi gelip kolunuzu kıvırdı mı arkaya, zorlayarak "çat" diye kırıverdi mi? Çaresizlik denilen; çaresi bulunmayan tek gerçek, sarıldı mı boğazınıza? Adamın biri gelip iki gözünüze iki parmağını sokup, kör etti mi sizi? Büyük değirmen taşlarını getirip koydular mı üzerinize, sırt üstü yatarken? İyice bilenmiş bir bıçağı böğrünüze sokup çevirdiler mi 360 derece? Ayağınız kayıp yola düştünüğünüzde, bacağınızın üzerinden hiç kamyon geçti mi? Su diye size uzatılan bardağı kafanıza diktiğinizde içinde asit olduğunu fark ettiniz mi? Demir bir çubuk boğazınızdan girip boyununuzun arkasından çıktı mı hiç? Yolda sessiz sakin yürürken, aniden birisi gelip suratınızın en ortalık yerine muhteşem bir yumruk savurdu mu? Balkondan düşen koca bir saksı, tam kafanızın ortasına indi mi? Evinizin alev alev ateşler içinde yandığını seyrettiniz mi? Bir insanın sel suları içinde çırpına çırpına can verdiğini gördünüz mü? Veya bütün bunları görmemiş, yaşamamış bile olsanız, biraz düşününüz. İşte bunların hepsi bir anda, benim başıma geldi. 19 yıl babalık etmeye çalıştığım, Allah'ın bana emaneti, canım, gülüm, hayatım,her şeyim, bir tanem, sebeb-i hayatım, evladım, oğlum Nihad, 3 dakika içinde yok olası kollarımın arasında ölüp gitti. Yapacak hiçbir şeyim yoktu. Kapının camı şahdamarını kesmişti. Fıskiye gibi kan fışkırıyordu. Kan fışkırıyordu, umutlarım, istikbalim, hayatım yerlere dökülüyordu. Bana yakın durması gereken ölüm, beni ölmeden öldürüyordu... Bugün senden ayrılalı tam 1 yıl oldu. 365 günün, bir tanesinde bile seni göremedim, elini tutamadım, yanağını öpemedim, bağrıma basıp sıkı sıkı sarılamadım. Evde tek başıma otururken, kapıda anahtar dönmedi ve sen içeriye girmedin. Bir tek gece odanın ışığı yanmadı. Ben kapını açıp, "yatıyorum, sen yatmıyor musun?" diye soramadım... Yaşamak canımı sıkmaya başladı. Gül, senin aradığına dair bir tek not vermedi tam 365 gündür. Bu kadar çabuk mu unuttun beni diye düşünüyorum zaman zaman. Ama beni unutmayacağını, unutmadığını biliyorum, ben de biliyorum, halan da biliyor, enişten de, Ece de. Ama oradan bir bağlantı kurulması mümkün değil... Günler geçiyor arslanım. Her geçen dakikayı beni sana yaklaştırdığı için seviyorum. Eskiden nasıl üzülürdüm zaman geçiyor, birgün senden ayrılacağım diye . Ama şimdi her şey tersine döndü... Her şeye tahammül edebiliyor insan. Allah böyle bir sabır vermiş kullarına. Ama tahammülü mümkün olmayan bir tek şey var. Senin sevginden mahrum olmak. Bunu hissedememek. İşte ölmeden bu öldürüyor insanı.
Cenk KORAY
Geleceğini biliyordum
Karşılıksız seven dostların hikayesi... Savaşın en kanlı günlerinden biri... Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Asker teğmene koştu: - Teğmenim, fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?.. "Delirdin mi?" der gibi baktı teğmen... - Gitmeye değer mi? Arkadaşın delik deşik olmuş... Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın. Asker ısrar etti ve teğmen "Peki" dedi. "Git o zaman." İnanılması güç bir mucize. Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene etti. Sonra onu sipere taşıyan arkadaşına döndü: - Sana değmez, hayatını tehlikeye atmana değmez, demiştim. Bu zaten ölmüş. - Değdi teğmenim. dedi asker.. - Nasıl değdi? dedi teğmen. Bu adam ölmüş görmüyor musun? - Gene de değdi komutanım. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim için... Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı: - Geleceğini biliyordum!.. demişti arkadaşı... Geleceğini biliyordum!..
Kadınım....!
Köhne bir yük katarı gibi ayak parmaklarımızı ezerek önümüz sıra geçen yorgun asır, bizim asrımız değildi. Korkarım, tozu dumana katarak pürtelaş gelen yenisi de, o imanla beklediğimiz ahengin asrı olmayacak. Raylar üstünde alelade bir tımarhane bu... ...tıklım tıkış vagonlarında vahşi bir itiş kakış; dumanında genzi yakan bir ihtiras kokusu... Şüphesiz zamanla bu cinnet de ufukta yitip gidecek; lakin bizim için başka katar yok ömrümüzün içinden geçecek. Görünen o ki kadınım, seninle biz, "hayat" denen bu metruk peronda, üzerinde adres yazmayan mektuplar gibi bekleşip, aşkımızı acılardan damıtarak yaşlanacağız. * * * Öyle bir çağdayız ki, insanoğlu geçen asır düşünü gördüğü "denizler altında 20 bin fersah" yolu kat edip, "arzın merkezine" yaklaştıkça, uzaklaştı insanlığından... Kalabalıklaştıkça arttı kayıtsızlığın ıssızlığı... Her bineni ise bulayan sefil bir trenle onun borsadan başka tapınak, paradan başka tanrı tanımayan son yolcuları, kainatın raylarındaki şiiri, ilhamı, aşkı ezip geçti. "Ah o gönül şarkıları" sustu önce... Sonra, sevdaların ömrü kısaldı; tadı kaçtı hasretin, şehvetin harı söndü. Sanal posta kutusu, mektubu öldürdü; bak, bir tek satır yok kalemimden sana kalacak. Silinip gidiyor telefondaki aşk mesajları; "seni seviyorum", -ki amentüsüdür itiraf gecelerinin- parfüm sıkılmış plastik bir gül dalının teybinde tutsak... Korkuyorum gülüm; "Seni seviyorum" desem sana, plastik kokacak. * * * A kadınım, A hüznümün bahçesi...! Görmem mi sanırsın; sesi kısık gözlerinin nicedir... dudakların buselere sağır... Oysa ben, haykırmak için sesine, solumak için nefesine muhtacım. Bilsen neler verirdim bakışlarından o kederi silebilmek, sana itimadın hazzını yeniden verebilmek için... Lakin öyle bir tufana yakalandık ki, birbirimize kavuşmak için çekiştirdiğimiz kement boğuyor bizi... Mübadele garında saadet ülkesine kesilmiş iki "açık" biletle mecalsiz bekleşiyoruz. Kudretim olsa, seni bu harabe istasyondan kapar, koştukça yelelerinden takvim sayfaları uçuşan bir kısrağın terkisine attığım gibi, o çok sevdiğin ihtişam romanlarının mağrur asrına taşırdım. Soyunurduk bütün o delik deşik kostümlerimizden, boyası akmış maskelerimizden... mecburi rollerimizden... "Devamsızlık yüzünden" tarihten kovulmuş iki muzip çocuk gibi, azad olurduk kendimizden... Benim boynumda alıçtan kolyeler, senin tebessümünde sümbülden gamzeler; çözüp dudaklarımızın mührünü, iç çekişlerimizi toprağa gömer, her akşam ilk sana gülümseyen yıldızına ip dolayıp keyifle ayaklarımızı sallandırırdık dünyaya.... Dilimizde, "kavuşmanın tadını/ ayrılık feryadını" taşıyan bir şarkıyla... Uşşak makamında...
Can Dündar
Kendine İyi Bak
"Kendine iyi bak" bir "veda" değil "elveda" cümlesidir çogu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde... "Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım. Olamayacağım. İstesem de istemesem de. Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olurda bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum." "Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden baskasi olmayacak yaninda sana bakacak. Ben olmayacagim. Kendine iyi bak ve beni düsünme. Çünkü ben de seni düsünmeyecegim artik. Arama sakin beni, yazma, çünkü ben yazmayacagim. Sil beni yüreginden, çünkü ben silecegim. Fakat, yasanilan, paylasilan güzel seyler hatirina sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum." "Kendine iyi bak. Aramizda geçen herseye ragmen benden sonra iyi oldugunu bilmeyi tercih ederim. Aslinda bilmem çok önemli degil, iyi oldugunu varsayacagim ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle basbasa, yapayalniz birakiyorum ben. Biliyorum kendini birakacaksin benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslina bakarsan, çok da fazla umursamiyorum." Kendine iyi bak, derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onlari ayirmak, eti tirnaktan ayirmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok aci vericidir, yürek parçaliyicidir. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine "Kendine Iyi Bak" gözleriyle ayrilirlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar.. *Taki son elveda mezar sessizligine bürünüceye kadar*
Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez "Kendine Iyi Bak" derler ve giderler. Onlar eti tirnaktan ayirmak yerine ölümü yeglerler. Onlar bu aciyi bir kezden fazla kaldiramayacaklarini bilirler. Kendine iyi bak, derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet degil midir aslinda seni seveni, ihtiyaci olani yüzüstü birakip gitmek.
Kendine iyi bak, derler ve giderler. Seni suskunluga mahkum edip giderler. Seni parçalara ayirip, en büyük parçayi yanlarina alip giderler. Seni senden alip giderler. Daha kötüsü suçlayamazsin onlari tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardir elbet. Suçlatmaz kendini. Savasmadiklari için kizarsin ama suçlayamazsin. Savasmislarsa, yenildikleri için kizarsin ama suçlayamazsin. *Yenildigin için kizarsin ama suçlayamazsin* Ayriligin kaçinilmazligina inandirir seni, kendine iyi bak, derler ve giderler. Elinden umutlarini, düslerini, sevgilerini alip giderler. Bir tek anilari birakirlar geride, bir de hatirladikça gözyaslarina bogulasin diye unutulmayan nagmeler. Arkalarina bakmadan çekip giderler eger yalniz kalmissan, çünkü insafsizliklarini görmek istemezler. Hersey o saniye orada bitsin, kapansin bu sayfa isterler. "Bitti" diyemedikleri için , kendine iyi bak derler. "Kirildim ve affedemiyorum" diyemedikleri için kendine iyi bak derler. "Seni istemiyorum artik, hayatimdan çikaracagim ama bil ki hiç unutmayacagim" diyemedikleri için kendine iyi bak derler. "Biliyorum çok kanayacaksin ama daha iyisini yapamiyorum" diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Vicdanlarini rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktir ve o yara asla kapanmayacaktir, bilirler. Kendine iyi bak bir noktadir çogu zaman. Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansin isterim ben. Oysa sen iyisin.... *Sen gözümdeki isik, dudagimdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin. Sen hayatima renk katan, sen yüregimdeki çarpinti, sen hayatimdaki nesesin. Sen yolumu aydinlatan, sen dert ortagim, sen gönül yoldasim, sen bir tanesin. Kendine iyi bak deme bana. Nokta koyma. Keske böyle yasanmasaydi bazi seyler, keske affedebilsen beni, keske ben de affedebilsem.. Keske döndürebilsek zamani geriye. Keske bugünkü aklimizla yasasak herseyi bastan. Nafile...Ama yine de, gitmesen olmaz mi? Bitmesek olmaz mi? Sen eksikken, ben nasil tam olurum? Senden kalan boslugu kimlerle doldururum? Savassak aramiza giren seytanla olmaz mi? Hani büyük asklar her türlü engeli asardi, hani gerçek dostluklar her sinavi geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanirdi? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek degerler vardi? Hani en büyük zaferler, en kanli savaslarin ardindan kazanilirdi? Bunlarin hepsi yalan mi?... Sahiden..., gitmesen olmaz mi? Bitmesek olmaz mi? Peki o zaman... Senin istedigin gibi olsun... Öyleyse...Sen de "Kendine Iyi Bak."*
KÜÇÜĞÜM
Ayni sokakta oturuyorduk Her gün bir kızla geliyordu eve Adi ESRARENGİZDİ Herkes onun hakkında Farklı şeyler söylerdi. Fakat kimse gerçeği bilmezdi Kirli sakalları vardı. Yeşil gözlü esmerdi Mahallenin kızları hayrandı ona Bense nefret ederdim Hiç kimseyle konuşmaz Sadece gelir geçerdi Bir gün onunla yolda karsılaştık Çok güzel bir yüzü vardi Bana gülümsedi Sasirdim Ama yinede onu sevmiyordum. Fakat o çok farkliydi Gece boyunca lambasi yanardi Uyumak yerine onun evini seyrediyordum, Onu sevmedigim halde her seyiyle ilgileniyordum. Yavas yavas onu gözlemeye basladim O an anladim ki Hep kendimi kandirmisim Ona karsi hissetigim sey sevgiymis Artik o eve gelmeden uyuyamiyorum.
Yanina gelen kizlari kiskanirdim Herkes onun kötü oldugunu söyleyince Hep onu savunurdum, Onunla karsilasmak için kapida dururdum... Onu yine yolda gördüm Bana göz kirpti Yanimdan geçerken onu cagirdim Acelem var KÜÇÜGÜM dedi Bana aramizdaki yas farkini hatirlatmisti Eve gidip aglamistim. Karar verdim ona askimi ilan edecektim Yolunu gözledim Bir gün onu gelirken gördüm Pesine düstüm o eve girdi Biraz bekleyip kapiyi çaldim Açtı ne var KÜÇÜGÜM dedi SENI SEVIYORUM dedim Gülümsedi EE dedi Ne eededim konusmadi Kosarak disari çiktim Bir ay boyunca evden çikmadim Bir gün kizlarla konusurken Ambulans geldi onun evine girdi Sedyeyle onu disari çikardilar Önümüzden geçerken Bende seni KÜÇÜGÜM dedi ve gözlerini yumdu. Kipkirmizi oldum herkes bana bakiyordu Aglayarak kosmaya basladim Aksama kadar sokakta gezdim Gözyaslarim durmadan akiyordu Sonra eve geldim Annemler ondan bahsediyorlardi Sevdigi bir kiz varmis Ailesi evlenmesine izin vermeyince Kiz evden kaçmis Sokak serserileri onu öldürmüs Eve getirdigi kizlar evi olmayan kizlarmis Kimi sevdiyse ölmüs Çok sevip aci çekmis Intihar edip hastaneyi aramis Polisler evin duvarinda KÜÇÜGÜM yazisini bulmus KÜÇÜGÜM sende ölme yaziyormus, ve hemen altında; Bende seni sevdim Sevdiklerim gibi sende ölme diye ben öldüm KÜÇÜGÜM
MARTILAR
Bundan yüzyillar önce deniz aşırı, çok güzel bir ülke varmış. Tabi her masalda oldugu gibi bu masalda da o ülkenin bir kralı ve tabii ki bir de prensesi varmis. Prenses dünyalar güzeli bir kızmış. Kral ona bakılmasını yasaklamış, her gün dolaşmak için saray muhafızları ile sarayın dışına çıkacağı ilan edildiginde halk eğilir ve gözlerini kapatır, ya da evlerine kaçışırmış. Onu görmenin bedeli ölümle cezalanmakmış.
Günlerden bir gün yine prenses dolaşmak için çıktığında; fakir bir köylü delikanlı herşeyi göze alarak başını kaldırmış ve prensesle göz göze gelmişler... O an fakir delikanlı prensese inanilmaz bir aşkla tutulmuş. Prensesin derin bakışlarının da boş olmadığını düşünmüş ve günlerce uyuyamamış. Fakir delikanlı ölümü bile göze almak pahasına, prensesi bir kere daha görmek için uğraşmış durmuş. Bu arada güzel prenses de onu tutulmuş onun zarar görmemesi için günlerce kendini saraya kapatmış. Sonunda dayanamayan fakir delikanlı her şeyi göze alarak gizlice sarayın bahçe duvarına tırmanmış ve prenses ile bir kere daha göz göze gelmişler. Fakir delikanlı hemen duvardan atlamış ve prensesle konuşacağı anda saray muhafızlarına yakalanmış. Kralın karşısına çıkarılan delikanli ölümle cezalandırılacağını bildiğinden krala prensese duydugu aşkını anlatmış.
Kral ölüm emrini vereceği anda prensesin yalvarışlarına dayanamayarak delikanlıya başka bir ceza vermeyi kabullenmiş.
Hemen bir gemi hazırlattıran kral, gidilebilecek en uzaktaki adaya bir fener yaptırmış ve fakir delikanlıyı da o adada yanlız yaşamaya mahkum etmiş...
Aradan bir kaç ay geçmesine rağmen prensesi unutamayan delikanlı prensese olan aşkını kağıtlara dökmüş ve martılara anlatmaya başlamış... Artık bütün martılar fakir delikanlının prensese olan aşkını anlamış ve yazdığı mektupları prensese götürmeye başlamışlar... Zamanla prensesin de yazmış olduğu mektupları fakir delikanlıya götüren martılar aracılığı ile iki gencin arasındaki aşk iyice büyümüş. Ta ki... Bir sabah sarayın bahçesinde kahvaltı yaparken prensesin odasının penceresine ağzında bir mektupla konan martıyı kralın görmesine dek. Tabii korkulduğu gibi olmamış... Martıların bile aracı olduğu İki gencin arasındaki büyük aşkı anlayamadığı için kendisinden utanmış ve ağlayarak kızına sarılan kral, hemen bir gemi göndertip fakir delikanlıyı getirtip kendisi ile evlendireceğini söylemiş.
Buna duyunca çok mutlu olan prenses hemen delikanlıya bir mektup yazmış ve olanları anlatmış. Bu arada mektubu götürmek için bekleyen martıya da tüm martıların düğünlerine davetli olduğunu söylemiş. Buna çok sevinen martı mektubu bir an önce ıssız adaya götürmek için yola çıkmış. Tam yolu yarılamışken yanından geçen bir kaç martı arkadaşına haber verip hepsinin düğüne davetli olduğunu söylemek için gagasını açtığında mektubu düşürmüş. Tüm martılar hep birlikte mektubu aramaya başlamışlar. Fakat bir türlü bulamamışlar...
Bu arada prensesten mektup alamayan aşık delikanlı, yazmış olduğu mektupları göndermek için bir tek martı bile bulamamış... Biraz ilerisinde uçuyorlar fakat yanına gitmiyorlar ve mektubu ariyorlarmış...
Prensesin kendisini artık unuttuğunu, istemediğini, martıların da onun için yanına gelmediğini sanan delikanlı üzüntüsünden sonunda kendisini fenerden kayaların üzerine atarak intihar etmiş. Olanlardan habersiz kralın gemisi adaya vardığında fakir delikanlının soğuk bedeni ile karşılaşmışlar...
İşte o gün bugündür, martılar o mektubu ararlar. Mektubu bulup, o inanılmaz sevgiyi geri getirebileceklerine, her şeyi düzelteceklerine, inanarak hep denizler üzerinde uçuşup dururlar.
GİTAR, KASABA ÇOCUK SOBANIN YANINA OTURDUM; HAVA ÇOK SOĞUKTU. KÜÇÜK ODADAN GİTARLA, KAĞIT – KALEM ALANA KADAR BÜTÜN VÜCUDUM DONMUŞTU SANKİ. O KIŞ, EN SOĞUK KIŞLARDAN BİRİYDİ ÇOCUKLUĞUMDAN HATIRLADIĞIM. GÜN HALA BATMAMIŞTI, KOYU BİR KIŞ GÜNDÜZÜ... GİTARI ELİME ALDIĞIMDA DÜNYAYI YENİDEN KEŞFEDİYORMUŞ GİBİ ŞAŞKIN VE HUZURLUYDUM. TELLERE DOKUNDUM, GELEN SES HİÇBİR DUYGUNUN TANIMINA UYMUYORDU. SESİ DUYMAKTAN ÖTE, SESİN İÇİNE GİRMEK İSTİYORDUM. OKUL, EV, AİLEM, ARKADAŞLARIM VE AKIP GİDEN HAYAT, KONTROL EDİLEMEZ BİR HIZLA GEÇİYORDU. DÜNYA ÇOK KARIŞIK VE BİR O KADAR DA SORULARLA DOLUYDU. MUTLU OLDUĞUM BİRKAÇ ŞEY DIŞINDA, GECELERİM SORULARI DÜŞÜNMEKLE GEÇİYORDU. GİTAR NE FARKLI BİR DÜNYAYDI BENİM İÇİN. ONDA SORU DA CEVAP DA AYNI ANDA VE MUTLULUKLA VARDI. TELLERE DOKUNMAM VE UYUMLU SESLERİ BULMAM YETİYORDU. HER ÇIKAN SES BENİM İÇİN BİR TILSIMDI. BİNKLERCE YILDIR BİLDİĞİM VE BENİMLE KONUŞABİLEN BİR VARLIKTI SANKİ. ONU BİR ARKADAŞIMDAN ÖDÜNÇ ALMIŞTIM, ERTESİ GÜN GERİ GÖTÜRMELİYDİM. O YÜZDEN NE KADAR ÇOK ONUNLA OLURSAM, O KADAR ÇOK KONUŞACAKTIK. PARMAKLARIM SU TOPLAYANA KADAR DALIP GİTTİM. TELLER HER ŞEYİ ANLATIYORDU. CÜNMLESİ, KELİMESİ YOK. BEN HİSSEDİYORDUM. GİTAR ÇALMAK BİR YENİLİKLE TANIŞMAK DEĞİL, ESKİ BİR DOSTA SARILMAKTI. GİTAR ÇALMAYA KARA VERDİĞİM GÜNÜ HİÇBİR ZAMAN UNUTMADIM. HAYAT YETERİNCE YOKLUKLA GEÇİYORDU. KASABA HAYATI HEP HÜZÜNLE DOLUDUR. ÇÜNKÜ KİMSE ROL YAPMAZ. HERKESİ TANIRSINIZ, HERKES, HERKESİN ACISINI EZBERE BİLİR. SABAH YOLA ÇIKTIĞINIZDA KARŞILAŞTIĞINIZ BİR ÇOK GÜLEN DOSTUN GERÇEĞİNİ BİLİRSİNİZ. BEN DEĞİL, BÜYÜDÜĞÜM KASABA HÜZÜN DOLUYDU. BULAŞICI OLDUĞUNU YILLAR SONRA ANLIYOR İNSAN. ACININ, YOKLUĞUN, AKLA GELEBİLECEK GÖZ YAŞARTICI TÜM HAYAT ÖYKÜLERİNİN TAMAMI BURADAYDI İŞTE. BEN, O İNSANLARI ÇOK SEVİYORDUM VE O YÜZDEN HÜZÜNLERİNİ DE SEVDİM. ASİLLERDİ, TEK TEK SAYMAYA KALKSAM HEPSİNİN İNANILMAZ ÖYKÜLERİ VARDI. KAN DAVASINDAN KAÇAN KÜRT AİLELERİ, KARADENİZ’ DEN GÖÇMÜŞ SERT YÜZLÜ, MAVİ GÖZLÜ LAZLAR, DÜNYANIN HER TARAFINDA AYNI YOKLUK VE MUTLULUKLA VAR OLAN ÇİNGENELER, BÜYÜK BALKAN GÖÇÜYLE TRAKYA’ YA AKMIŞ PATRİYOTLAR, SELANİK, ARNAVUTLUK, BULGARİSTAN GÖÇMENLERİ... SOKAKLARDA VE KAHVELERDE KONUŞULAN DİLLER O KADAR ÇOKTU Kİ... DEĞİŞMEYEN TEK ORTAK ÖZELLİK ,SANIRIM AYNI KASABADA BİRLİKTE YAŞAMAK DIŞINDA ŞANSLARININ OLMADIĞINI BİLMELERİYDİ. BİRBİRLERİNDEN KISKANACAK HÇBİR ŞEYLERİ YOKTU, HEPSİ AYNIYDI. KASABALIYDILAR, YOKSUL VE KABULLENMİŞLERDİ. KIŞLAR ÇOK SOĞUK OLURDU, ÇARŞIDA İKİ – ÜÇ KAHVEHANE, İŞSİZ GÖZLER GÖRÜRDÜNÜZ. ARADA ÇIKAN KUMAR KAVGALARINDA BİRBİRİNİ BIÇAKLAYAN GENÇLER, BİR HAFTA SONRA SARMAŞ DOLAŞ OLURDU. ELEKTRİK GİTTİĞİ VAKİTLER ÇOK SEVİNİRDİM NEDENSE. GAZ LAMBALARI, SOBA BAŞI SOHBETLERİ, KARLI YAĞMURLU HAVALARDA EVDE AV ÖRDEĞİ EKSİK OLMAZDI SOFRALARDAN. KIŞIN GÖL, HERŞEYİ GETİRİYORDU KASABAYA: AŞ, İŞ, LAFLAYACAK MUHABBET... AMA YAZ DAHA ÖNEMLİYDİ. SİNEMA AÇILIR, YOLLAR KALABALIKLAŞIRDI... ÇARŞI, GÖL KIYISINDAN DENİZE TAŞINIRDI. HAFTADA EN AZ BİR KİŞİ E-5’ E KURBAN VERİLİRDİ. DEMİRİN ETTEN GÜÇLÜ OLDUĞUNU KABUL EDEMEMİŞTİK HALA. YAZLARI ÜÇ AY BOYUNCA GELEN YAZLIKÇILAR BİZİM İÇİN FİLM ARTİSTLERİ GİBİYDİ. İSTANBUL, ZENGİNLİK, LÜKS HAYAT O YAZLIKÇI KALABALIĞIN YÜZÜNDE VARDI. BÜTÜN YAZ O ÇOCUKLARLA OYNAR, ARKADAŞ OLURDUNUZ. SONRA YAZ BİTERDİ VE ONLAR GİDERLERDİ. O KALABALIK, SAHİL, LODOS, YAĞMUR VE YAPAYALNIZLIKLA BAŞ BAŞA KALIRDIK. KASABA KIŞLA DEĞERİNİ KAYBEDER, KÜÇÜLÜRDÜ SANKİ. KIŞLARI SAHİLDE TEK BAŞINA YÜRÜDÜĞÜM VAKİTLER, ÇOCUK AKLIMLA YAŞADIĞIM HÜZNÜN TADI, BÜTÜN BİR ÖMRÜMÜ ETKİLEYEBİLECEK KADAR YOĞUN BİR İZ BIRAKTI BENDE. NE OLMAM GEREKTİĞİ KONUSUNDA HİÇBİR FİKRİM YOKTU. KASABALIYDIM BEN. HAYATI AKIŞINA BIRAKMAKTA USTA. AKTIĞIM YÖNÜN NE OLDUĞU ÖNEMLİ DEĞİLDİ, AKMAM YETERDİ. GİTAR BÜTÜN HAYATIMLA OYNADI. O HİÇBİRŞEYİ SORGULAMADAN KABUL ETMİYORDU. ÜÇ KİŞİYDİM ARTIK. AVUKAT, SAVCI, HAKİM İÇİMDEKİ ŞEYTAN MELEK VE GİTAR.
ERHAN GÜLERYÜZ.
ÖLEN SEVGİLİ
Sabah uyandiginda midesinde bir yanma hissetti. Yanmanin nedeni aksam yedikleri degil,uyanir uyanmaz bugün yapacaklarinin aklina gelmesiydi. Bugün 2 yildir götürmeye çalistigi bir birlikteligi bitirecekti.
Aslinda bunu yapmakta geç bile kalmisti. 'Bitmeli dedi içinden, her gün bu tatsiz uyanis bitmeli.' Genç adam bunlari düsünürken surati sekilden sekile giriyordu. Süratle giyinerek disari çikti. Bugüne kadar hiç bekletmemisti onu, simdi de bekletmemeliydi. Istanbul, soguk ve yagmurlu bir Nisan ayi yasiyordu. Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi; 'Bulutlar bizim yasayacaklarimizi biliyor. onlar bile agliyor halimize...'
BULUSMA VAKTI... Artik Kadiköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalik beklemeden sonra karsidan kiz arkadasinin geldigini gördü. Simdi midesindeki agri daha da artmisti.
Besiktas'a geçtiler. Yolculuk sirasinda hiç konusmadilar. Genç kiz, sevgilisinin bu durgunluguna anlam verememisti. Nereden bilecekti bugün ayrilik çanlarinin çalacagini...
Besiktas'a geldiklerinde bir cafede oturdular. Genç kiz anlamisti sevgilisinin kendisine bir sey söylemek istedigini. 'Bana birsey mi söylemek istiyorsun' diye sordu. Genç adam, gözlerini kaçirarak 'Evet' dedi. Genç kiz heyecanlanmisti, biraz da sinirlenerek 'Söylesene, ne diye bekliyorsun' dedi. Genç adam içini çektikten sonra 'Sence biz nereye kadar gidecegiz?' diye sordu. Genç kiz, 'Bunu sorma geregini niye duydun?' diye yanit verdi. Genç adam söze basladi... ''Birkaç ay önce aksam 23:00 civarinda sana telefon açip senin için yazdigim siiri okumak istemistim. Sen bana 'Sirasi mi simdi canim yaa, isin gücün yok mu?' demistin. Biliyormusun o an nakavt olan bir boksör gibi hissettim kendimi. Özür dileyip telefonu kapatmistim. Daha sonra da bu siiri benden hiç istememistin. Geçenlerde hasta olup yataklara düstügümde arkadaslarimla birlikte sen de gelmis, Meralin 'Sen sanslisin, sevgilin sana bakar' sözüne Isim yok da sana mi bakacagim, annen baksin' demistin. Hatirladin mi?''
DUYGUSALLIGI SEVMEM... Genç kiz, 'Biliyorsun ben duygusalligi sevmiyorum. Hem hasta bakici gibi göründügümü de kimse söyleyemez' diye yanitladi. Genç adam güldü, 'Evet canim haklisin. Zaten olmak istesen de bu kalbi tasidigin sürece hasta bakici, hemsire falan olamazsin.' Genç adam devam etti... 'Bana simdiye kadar kaç kere sabahin erken saatlerinde güzel sözcüklerden olusan bir mesaj çektin? Hiç... Hatta günün hiçbir saatinde çekmedin. Duygusalligi sevmeyebilirsin. Ama sen seni seven insanlari da mutlu etmeyi sevmiyorsun. Halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanlari mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanidigimdan beri her sabah, her aksam, her gece yani seni andigim her saat tatli bir mesajim vardi senin için biliyormusun? Seninle ben AKLA KARA gibiyiz.' Genç kiz anlamisti, 'Yani ne istiyorsun benden sair olmami mi?' Genç adam tekrar gülümsedi içinden. Dün gece verdigi ayrilik kararinin ne kadar dogru oldugunu düsündü. 'Hayir' dedi, 'Sair olmani istemiyorum. Olamazsin da...
BIZ AYRILMALIYIZ. Ayrilirsak ikimiz için de en hayirlisi olacak.' Genç kiz sasirmisti, 'Neden ama? Ben seni seviyorum. Senin de beni sevdigini saniyordum.' Genç adam iç çekerek 'Hayir canim, sen beni sevdigini saniyorsun. Eger beni sevseydin simdi baska seyler konusuyor olurduk' dedi. Genç kizin gözleri yasarmisti. Genç adam cebinden çikarttigi mendili uzatti, genç kiz gözyaslarini silerek 'Sen bilirsin, umarim beni bir baskasi için birakmiyorsundur...' dedi. Genç adam 'Nasil böyle bir sey düsünürsün, senden baska kimse olmadi ve uzun zaman da olacagini sanmiyorum' yanitini verdi. Genç adam ve genç kiz iki sevgili olarak oturduklari masada artik iki yabanciydilar. Birkaç dakika sessizce oturduktan sonra Genç kiz, 'Kalkalim istersen' dedi. Genç adam 'Ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersen sen kalkabilirsin' diye yanitladi. Genç kiz 'Tamam o zaman sana mutluluklar dilerim' diyerek elini uzatti. Genç kizin sesi ve eli titriyordu. Genç adam, 'Istersen arkadas kalabiliriz' dedi ve birbirlerine son kez sarildilar.
"BEN DOGRU YAPTIM..." Genç adam dogru yaptigina inaniyordu. Eve döndügünde yürümekten bitap bir haldeydi. Odasina girdi. Gece bitmek bilmiyordu. Sabah erken kalkip ise gidecekti, uyumaliydi. Birkaç saat sonra uykuya dalmayi basardi. Sabah 7'de saatin ziliyle uyandi. Evden çikacagi zaman cep telefonuna bakti, mesaj ve 10 cevapsiz arama vardi. Yorgun oldugu için duymamisti telefonun sesini. Aramalar ve mesaj sevgilisindendi. Heyecanla mesaji açti, sunlar yaziyordu:
SADECE ONLARI SEVMEYI SEVDIM, HEPSINI ONLARSIZ YASADIM DA, BIR SENI SENSIZ YASAYAMIYORUM, BU ASKI TEK KALPTE TASIYAMIYORUM, SANA YEMIN GÜZEL GÖZLÜM, BIR TEK SENI SEVDIM, VE SENI SEVEREK ÖLECEGIM, ELVEDA BIRTANEM...
Genç adam sasirmisti. Onu tanidigi günden beri ilk defa siir aliyordu ve üstelik sabahin besinde yazmisti. Heyecanla onu aradi, telefonu yabanci bir ses açti. Genç adam ''Nalan'la görüsebilir miyim?'' dedi. Ama karsisindaki agliyordu, hiçkira hiçkira hemde... 'Ben onun annesiyim yavrum, kizim bu sabah intihar etti. Gece sabaha kadar birilerini arayip durdu. Sabah odasinin isigini sönmemis görünce girdim. Yavrum kendini asmisti....'
YIGILIP KALDI... Genç adam beyninden vurulmusa döndü. Bir gün önceki mide agrisinin iki katini çekiyordu simdi. Oldugu yerde yigilip kaldi... Birkaç ay sonra iki doktor konusuyordu hastanede. Doktarlardan biri digerine karsidaki hastanin durumunu soruyordu. Doktor yanit verdi... 'Haaa o mu? Üç ay önce getirdiler. Kendisi yüzünden bir kiz intihar etmis. O günden sonra cep telefonunu elinden hiç birakmamis. Devamli bir seyler yazip birine yolluyor. Geçenlerde merak ettim. O uyurken gönderdigi numarayi aradim. Numara 3 ay önce iptal edilmis. Gelen mesajlarda bir siir var. Bu adam duygusal mi bilmem ama benim anladigim kadariyla siiri yazan çok duygusal biriymis... "ÇEVRENIZDEKI INSANLARIN NE HISSETTIGI YA DA NE DÜSÜNDÜGÜNDEN O KADAR EMIN OLMAYIN, BAZEN BIR KALBIN, IÇINDE NELER SAKLADIGINI ÖGRENDIGINIZDE HERSEY IÇIN ÇOK GEÇ OLABILIR..."
SİGARA
Hafif sisli bir havada ve güneşin apartmanların arasından yeni yeni güne merhaba dediği bir saatte, vapura dogru ilerleyen genç adam; jeton gişesinde, yaklaşık iki ay önce ayrıldığı kız arkadaşını görür ve titrek bir "merhaba" ile konuşmaya başlar. Bu konuşmalar vapurda da devam eder.
Adamın; "Hava o kadar da soğuk değil, dışarıda oturalım mı?" sorusuna, kızın "Olur" cevabı vermesiyle birlikte vapurun en üst katına doğru yol alırlar.
Birkaç dakika havadan sudan muhabbetlerle geçtikten sonra, adam kıza bir sigara uzatır ve kendisine de bir tane alır. Daha sonra, genç adam birden lafa girer:
- Biliyorum, bu konuları daha önce hiç konuşmadık ya da konuşamadık diyeyim.Merak etme ama, "Neden ayrıldık biz" sorusunu sormayacağım. Sadece sana söylemek istediğim birkaç şey var, onları konuşmak istiyorum.
Genç kız; adama bakarak, - "Evet seni dinliyorum, devam et" dedikten sonra adam, konuşmasına kaldığı yerden devam eder:
- Biliyor musun? Ayrıldıktan sonra, seni sigaraya benzetmeye başladım.
Kız, hiç tahmin etmediği, alakasız bir konuyla lafa girmesinin verdiği şaşkınlıkla,
"Ne? Nasıl yani?" der.
Adam, önce kıza uzattığı sigarayı ve sonra kendi sigarasını, çantasından çıkardığı çakmak ile yaktıktan sonra:
- Mesela bir tane sigara yakıyorum ve kül tablasına koyup izlemeye başlıyorum. Kül tablasına dökülen külleri gördükçe; anılarımız aklıma her biri kül olup acılarıma dönüşüyor sonra. Arada bir elime alıyorum sigarayı ve içime çekiyorum seni. Kendimi zehirlemek için; daha çok, daha çok çekiyorum. Bazen de anıları silkiyorum kül tablasına. "Sen zehiri" hoşuma gidiyor, içimi acıtıyor, vazgeçemiyorum; içime çekmeye devam ediyorum. Ağzımdan çıkan her dumanda, ayrılırken bana bıraktığın; son bakışının silueti beliriyor. Her sigaranın olduğu gibi, senin de sonun yaklaşıyor. Ve ben yavaş hareketlerle; ne zaman seni söndürmek için, elimi götürsem kül tablasına, aptalca bir umutla "Ne olur yapma!! " diyeceğin zamanı bekliyorum. Ama hiçbir zaman duyamıyorum sesini. "Ve işte bitirdim seni" diyorum. Hayır hayır kendimi kandırıyorum galiba, "Seni böyle bitiremem" diyorum sonra. Ama bakıyorum kül tablasına; evet! Sen oradasın, evet! Anılar orada. Ancak, elimde hala kokun var. Yıkasam da, hiç çıkmayacak bir koku. Anlıyorum ki; bu sigarada, senin çok az bir kısmını bitirmişim. Senden bağımsız bir sen, hep içimde yaşıyormuş. Ve anlıyorum ki, sadece sönüyorsun. Seni atesleyecek bir "Ben" bekliyorsun sabırla. O "Ben", çok da bekletmiyor seni. Bir daha yanmaya başlıyorsun. Anılar acılar derken yine bitiyorsun. Yeniden yanıyor ve bitiyorsun. Bu hep böyle devam ediyor; sonunda alışkanlık oluyorsun.
Genç kız anlatılanları dinlerken; tarif edilmeyecek bir duygu yoğunluğu içindeydi. Bir yandan, birisinin bu kadar acı çekmesine üzüntü duyarken; diğer yandan da, kendisinin hala unutulmamış olmasından, haz alıyordu. Aslında kendisi de unutamamıştı genç adamı. Kendi isteğiyle ayrılmıştı ama; sevmediği ya da artık bir şeyler hissetmediği için değil, en yakın kız arkadaşının da, o insana karşı bir takım duygular beslediği için gerçekleşmişti bu ayrılık. Bunu; ne erkek arkadaşı, ne de en yakın arkadaşı biliyordu. Erkek arkadaşına, "Bu ilişkide bir şeyler eksik, ben daha fazla sürdüremeyeceğim, ayrılmalıyız." diye bir mesaj atarken; kız arkadaşına, "Ilgisiz bir sevgili olmaya başlamıştı günler geçtikçe; çok bunalmıştım. Ve bir gün onu, başka biriyle sarmaş dolaş gördüm. Bu yüzden ayrıldım." demişti. Böylece, hem erkek arkadaşından, kendine göre, makul bir sebeple ayrılmış; hem de arkadaşına, erkek arkadaşını kötüleyerek, ondan soğumasını sağlamıştı. Kendisinin çok acı çekeceğini bile bile, arkadaşını kaybetmemek için, böyle bir yalanlar zincirine başvurmuştu. Artık hayatını,bu yalanlara göre düzenlemeliydi. Bu yüzden; bu karşılaşmalarında duygularını bir tarafa bırakıp, mantığı ile karar vermek zorundaydı. Geri dönüşü yoktu ve kız da bunun farkındaydı. Bütün ayrıntıları, olası bir karşılaşma için düşünmüştü daha önceden. Adamın anlattıklarını dikkatlice dinliyor ve sözünü bitirmesini bekliyordu. Ve adamla göz göze gelip, "Bitti, bu kadardı!" dermişçesine bakmasından sonra, kız konuşmaya başladı:
- Açıkçası bu söylediklerin, hiç beklemediğim şeylerdi. Benim, bu açıklamalarına bir yorum yapmamı bekleme. Çünkü bunlar; senin kendi düşüncelerin. Her biten ilişkiden sonra, yaşanabilecek duygulardan bu anlattıkların. Sunu söyleyebilirim ama; yaşadığımız ilişkide, elimden gelen fedakarlığı
şiirler
|